SU KAYNAKLARI – BİTKİ ÖRTÜSÜ İLİŞKİLERİ

Doğal koşulları, iklim ve bitki örtüsü bakımından ülkemiz kendine özgü nitelikleri olan bir memlekettir. Öte yandan binlerce yıldan bu yana doğal kaynaklan alabildiğince plansız ve aşırı kullanılan ülkemizde toprak – bitki – su arasındaki doğal denge pek çok yerde bozulmuş bu nedenle de içme, kullanma ve diğer endüstriyel amaçlı suyun temininde sıkıntılar baş göstermiştir. Bu olgu yanında hızlı bir kalkınma süresi içinde olan ülkemiz planlı bir kentleşme sistemi oluşturamamış, bu nedenle de aslında kıt sayılmayacak su kaynaklarını düzenli bir kullanıma sokamamıştır. Özellikle büyük yerleşim bölgelerinde ve onların yanında yer alan su üretim havzaları korunamamış, neticede yeterli suyun üretimi ve kullanıma sunulması aksamıştır. Genelde yüksek rakımlı bölgeler ve dağlık mıntıkalar daha fazla yağış alan bölgeler olarak bir ülkenin esas su üretim alanlarını oluştururlar. Başka bir ifadeyle evsel ve endüstriyel kullanım ihtiyacı olan suyun büyük bir kısmı yukarı havzalarda üretilmekledir. Doğal olarak düz ve taban araziler üzerine düşen yağış sularının bir kısmı yüzeysel akışa geçerek kullanılabilir su sağlamakta veya bu sahalardan elde edilen yeraltı sularından bir oranda faydalamlabilmekte ise de, depolama koşullarından başlayarak suyun kalitesine kadar etkili olan pek çok nedenden dolayı yukarı havzalar tüm dünyada ana su üretim alanlarını oluturmaktadır. Bu alanların hakim bitki örtüsü ise genelde ormanlardır. Bu nedenledir ki yeryüzüne ulaşan yağışın kullanılabilir su haline dönüşmesi veya başka bir ifadeyle yeryüzüne kadar ulaşan yağışın toprağa girmesi, toprak içinde aşağılara sızarak derelere veya kaynaklara ulaşması olgusunda ormanlar önemli bir etkiye sahip bulunmaktadır. Toprak gibi bir ortamdan geçmeden yüzeysel akışla derelere ulaşan sular yüksek akımlar şeklinde ya sel ya da taşkınlar oluşturarak ortamdan uzaklaşırlar. Bu konuda yapılmış bir araştırma ormanla kaplı yukarı havzaların daha fazla yağış aldığını ve daha fazla kullanılabilir su ürettiğini ortaya koymuştur (ŞENGÖNÜL 1996).
Bitkilerin toprak üstü kısımları tarafından tutulup toprağa varmadan buharlaşan yağışa intersepsiyon denmektedir. Bitki örtüsünün toprak üstü kısımlarına düşen yağışın bir bölümü de gövdeden akmak suretiyle toprağa ulaşmaktadır. Toprak yüzeyine ulaşan yağış sularının bir kısmı toprak içine girmekte (İnfıltrasyon) bir kısmı da buna fırsat bulamadan buharlaşmaktadır. Böylece toprak yüzeyinden buharlaşma ile yağış sularının bir kısmı tekrar atmosfere dönmektedir. İnfıltrasyonla toprağa giremeyen suyun bir bölümü toprak yüzeyinde yüzeysel akış haline geçmekte ve derelere>ırmaklara, göllere ve denizlere, akmaktadır. Toprak yüzeyinden içeriye sızan (infıltrasyon) su ise kısmen yüzeyaltı sularını, taban suyunu beslemekte ve kaynaklar biçiminde tekrar yeryüzüne çıkmaktadır. Derinlere sızan bir kısım su da daha derinlere inerek taban suyu yoluyla ırmak ve denizlere ulaşmaktadır. Yine toprak yüzeyinden içeriye sızan suyun bir bölümü yerçekimine karşı toprak tarafından tutulmakta ve bu sudan bitkiler yararlanmaktadır. Yararlanılan suyun bir kısım terleme (transpirasyon) olayı ile bitki yapraklarından atmosfere yitirilmektedir. Yağış suyu bu dolaşım sırasında bazen seller meydana getirerek toprakları ve yeryüzündeki diğer cisimleri sürükleyerek taşır, onları deniz ve göllere ulaştırır, bazı durumlarda ise büyük bir kısmı ile toprağın içine sızar. İşte bu iki ekstrem durum su temini bakımından bazı problemler oluşturur. Bu problemin niteliği sadece yağış miktarına, yağışın sene içerisindeki dağılışına ve şiddetine göre değişmez. Bu hususta bilhassa yeryüzü şekli, bitki örtüsü ve toprak özelliklerinin rolü büyüktür.Bitki örtüsü intersepsiyon yoluyla yağış miktarının önemli bir bölümünü daha toprak yüzeyine varmadan azaltır. İntersepsiyon miktarı bitki örtüsü formasyonu yani orman, çalı veya çayır durumuna, bitki türü, yaşı ve kapalılığı, yağış şiddeti ve mevsimlere bağlı olarak değişir. Bu konuda yapılan araştırmalarda çok farklı bulgular elde edilmiş bulunmaktadır. Örneğin, yıllık ortalama intersepsiyon miktarı orman örtüsünü oluşturan değişik ağaç türlerinde % 12 – 37, çalı formasyonunda % 4-14 ve çayır formasyonunda % 6.2 – 17.0 arasında değişmektedir. Öte yandan orman ağaçlarının iğne yapraklı ve yapraklı oluşuna göre de intersepsiyon miktarında önemli değişmeler görülmektedir. Bu konuda ülkemizde yapılan araştırmalarda karaçamın, meşe, kayın ve gürgene göre daha fazla intersipsiyona sebep olduğu ortaya konmuştur. Bitki örtüsü toprak yüzeyine ulaşan suyun hareketini etkilemektedir. Bu etki yüzeysel akışın azaltılması ve infıltrasyonun arttırılması şeklinde görülür. Ancak bitki formasyonlarının bu yöndeki rolleri birbirinden farklı olmaktadır. Mesela, Balcı tarafından Elmalı barajı yağış havzasında yapılan karşılaştırmalı bir araştırmada toplam yağışın % 82’sinin baltalık ormanda toprağa sızdığı, geri kalan % î8’inin ise yüzeysel akışa geçtiği, buna karşılık bu oranların çayırla kaplı arazilerde % 64 ve % 36 olduğu belirlenmiştir (ÖZHAN, 1986).

ASAN (1990) ise, ana amacı su üretimi olan havzalardaki meşcere kuruluş amacı, su verimine en fazla etki yapan, toprağın gerek intersepsiyon, gerek su tutma kapasitesini iyileştiren, gerekse transpirasyon yoluyla bizzat kendileri az su tüketen orman kuruluşlarıdır. Ülkemiz koşullarında bu amacı en iyi yerine getiren orman kuruluşları maalesef saptanmış değildir. Ancak bu konuda bilinen genel husus, yapraklı ağaç türlerinin oluşturduğu ormanların hidrolojik fonksiyonun gerçekleştirilmesine daha uygun bulunduğudur.

Yine bu konuda GÖRCELİOGLU (1984) eserinde; orman alanları, orman ürünlerini sağlamalarının yanısıra, genellikle akarsuların aşağı kesimlerinde yaşayan toplulukların içme ve kullanma suyu gereksinmelerini karşılama bakımından başlıca kaynak durumundadır (Tedirgin edilmeyen ya da en azından tahribata uğratılmayan ormanlardan sağlanan suların kalitesi genel olarak çok iyidir). Ormancılık uygulamalarında, ormancılık alanların su veriminin – özellikle suyun kalitesi bakımından – korunması, ayrıca insanın çeşitli amaçlarla kullanımına ve balık vb. gibi su ürünleri ile vejetasyonun gereksinmelerine elverişli olma özelliklerinin bozulmamasına özen gösterilmesi orman amenajmancılarına ve işletmecilerine düşen önemli bir sorumluluktur (ŞENGÖNÜL, 1985).

Ve nihayet ÇEPEL (1986), Orman vejetasyonunun transpirasyon ve intersepsiyonla önemli miktarlarda su harcamasına karşın yeraltı suyu oluşumu ve pınarları besleme bakımlarından daha verimli olduğu anlaşılmıştır. Almanya’da yapılan bir araştırmada, aynı yağış bölgesinde traşlama kesilmiş açık alanda (çıplak toprak) ve orman içinde bulunan pınarlarda yüzeyaltı akış ve tabansuyu akışını belirleme amacıyla su verimi ölçmeleri yapılmış, uzun yılların ortalamasına göre orman içindeki kaynağın su veriminin 2.7 litre/san. çıplak alandakinin 2.1 litre/san. olduğu belirlenmiştir. Görüldüğü üzere ormanlık alanda kaynak suyu miktarı daha yüksek olarak bulunmuştur.

0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir